25.11.2008
no need indeed
Ps: Her boku bilenler- ve-bunların Anti-bokçuları ilkokulda verilen pis eğitimden kaynaklı böyle oldular,araştırın bulun.
22.11.2008
19.11.2008
Teleskop mu daha önemlidir,mikroskop mu
16.11.2008
can bektas
Merhaba ben emekli bir simyacıyım.İrfan Atasoy’un Kızılmaske filmini baz alarak bir beyin takımı kurdum.Bu beyin takımında şu sorulara cevap arıyoruz:
-İnsan daha doğmadan önce hayatını film şeridi gibi gördüğü için mi dejavu oluyor?
-Bir insanı ilkokul ortaokul lise ve tabi üniversiteye yollamadan laboratuar ortamında yetiştirsek,kitaplar okutsak,internet ve bilgisayar öğretsek,o insan sonunda tek başına uzay gemisi yapabilecek konuma gelebilir mi?
-Bugün hissedilen sıcaklık 0 celsius ise ve yarın hissedilen sıcaklık bundan iki kat soğuk olacaksa yarın hava kaç derece olacaktır?
-Uzayda kombi gibi şeyler var mı?
14.11.2008
Tweni Equim O8
Havaalanı kavşağına vardığımda gördüm ki,yol soldan sağa tamamen yakılmış, variller,çöp tenekeleri yola devrilmiş ve yüz yüzeli kişilik bir grup bizim olduğumuz yöne doğru Filistin usulü taş yolluyor.Elimde bir çanta spor malzemesi,üzerimde eşofmanlarım hiçbir şeyden habersiz spor salonuna gidiyordum.Neden olduğunu bilmemekle beraber ağzımdan çıkan söz şu oldu ‘Kaptan dur,ineceğim’ .Bunu dememle minibüsteki bütün gözler bana yöneliyor,ön kapıdan iniyorum.On on beş metre ileriye meteor yağmuru gibi koca taşlar yağıyor.Sanki yüz kişiye tek kalmışım,ama bu savaştaki kahraman ben olmam gerekiyormuş gibi.Çünkü doğum günüm.
HAYAL ZAMANI:
Can,kolunu kafasının yanından arkasında doğru yavaşça uzattı ve omzunda taşıdığı okunu tuttu.Kalkanı,spor çantası ve yayıyla beraber bu savaşa çoktan hazırdı. Düşmanlarını saymaya başladı,düşman yüz kişi,evet.Ama Can’ın sadece 3 oku var.Hmm.. Plan şu; 33,33 ve 33 kişi birden halletmeli,son kalan en güçlüyü de teke tek-kural yok tekniği ile,ama nasıl.Tabi ya,işte bu!Çok eski zamanlarda kullanılan bir teknik vardı,okların ucuna kağıt koyup düşmana mesaj yollamak.Çantasından çıkardığı Toefl Kitabının ‘Test On Stated Main idea’ kısmını özenle okların ucuna monte edip karşıya yolladı.Neye uğradığını şaşıran hedef kitle hemen kaleme ve kopyaya sarıldı. 33’lük gruplar o soruları çözerken Can Sneak yeteneği ile aralarından sıyrıldı geçti ve Boss’la karşı karşıya geldi.Genelde bu tarz oyunlarda hep Boss’tan başlardı.Büyük Patron ölünce next level değil mi sonuçta?Patron,12 yaşında gibi gözüküyordu.Yüzünün çene kısmını kırmızı işleme bir al yazma ile kapatmış,ve elinde tuttuğu bir dal parçası ile çok zor geçileceğe benziyordu.‘Demek özel yeteneği bu odun’ diye düşündü Can, ‘O dal parçasına ulaşabilirsem,her şey çok daha kolay olacak.’ Can Boss’a uzaktan bağırdı;
‘Heey,o elindeki sopayı bi verebilir misin,şuradaki elektrik tellerinin üzerine ayakkabımı atmıştım dün,şimdi geri alamıyorum’. intelligence’ı fair olan Boss ‘Taaam all ama geri ver sonra’ diye sopayı Can’a verdi.HAHA,salak!Ben de se….-.Hayal zamanı bitti!-
Dolmuştan neden indim?Gerçekten bilmiyorum..İçimde anlayamadığım bir asilik mi var ne var.Asilik mi,yoksa mallık mı,kahramanlık mı yoksa gereksizlik mi.Adalet mi istiyorum,yoksa action mı.Bilinmiyor,ulaşılamıyor buna.Ama iyi ki doğdum Can,hediyem 0,025 metreküp biber gazı.
3.11.2008
Can Bektaş,1999, ''Araç seyir halideyken şöför değişebilir.''
20 Ekim 1984 tarihinde doğdu.1 2 ve 3 ü direkt geç,4 yaşındayken evin içinde yaklaşık 7 ay çadırda yaşadı.Anaokulunu üstün başarı madalyası ve şehrin anahtarı verilerek tamamladı.İlkokuldaki görevleri: 2 sene Sınıf Başkan Yardımcılığı,1 sene Laboratuar Kolu,1 sene boş,o dönemde Kuzey Kalesi Savaş sanatları ile ilgilendi.Ortaokul hayatı hayal kurmak,pingpong,fişle yemek sırası beklemek ve Metallica'nın şarkı sözlerini anlamak ile geçti.Lise laboratuarında Koray Kurtaran adlı şahısla gizli deneyler yaptı.Kendi ödülleri olan Yap,Aşşağı At bilim ödülüne layık görüldüler.Kısa filmleriyle Ankara-İstanbul En Kısa Film projesinde büyük başarılara imza atabilirdi.2001 senesinde 1 yıl iktisat okuyup ne gerek var dedikten sonra okulu bıraktı.İstanbul Üniversite'sinde İşletme eğitimini 2008 yılında tamamladı.
Can Bektaş,yayımlanmamış 1 kitabı,kimseye göstermediği 13 şiiri ile edebiyatla yakından ilgili olduğunu tüm dünyaya kanıtladı.Hemen hemen tüm dünya klasiklerine şöyle bir göz attı,bazılarının sadece sonlarını okudu,fakat yazılarında en çok Halil Cibran'dan etkilendiği göze çarpmaktadır.Deli,diye bir kitap.Hem de resimli.Rönesans ressamlarına hayranlığı günden güne arttı ve en son tablosuna bu ilgiyi özenle yansıttı.Hala evinde sergilenen bu tabloyu bir çok ünlü olmayan düşünür,gezgin,öğrenci ve çalışan saniyelerce inceledi,fakat yok yani.Zaten çöpe attım.
Can,sanatta ve edebiyatta ulaşmak istediği noktaya artık geldiğini düşünerek spora yöneldi.Koşu,yürüme,okçuluk,su sporları ve son zamanlarda dağcılık ve kuş gözlem ile ilgilendi.Belli bir süre sonra varsayılanın aksine,sporun insan ömrünü kısalttığına inandı.Dolayısıyla kendini elektromanyetizma,kuantum fiziği ve kabala incelemelerine ve sevgiye adadı.Son yıllarda,bilimin bile birden bire popülerleşmesi,ve herkesin her bilgiye efor sarfetmeden ulaşabilmesinin adaletsiz olduğuna inanması nedeniyle araştırmalarını daha gizli tutmaya karar verdi ve tartışmak,konuşmak, paylaşmak yerine sadece düşünmeye ve yazmaya başladı.Bu gizlilik yakın çevresindeki insanlardan gittikçe uzaklaşmasına neden oldu.Bazı yanlışlar,ipnelikler falan filan olunca tamam,dünyaya açılalım fakat lamer gözlemci olalım dedi ve İstanbul'dan Van'a taşındı.
Kısa vadeli planı 2009 yılı başında dünyayı dolaşmaya başlamak.Uzun vadeli hayali paralel evrenler arası ruh ikiziyle karşılaşıp dövüşmek.Orta vadede ise,bu iki süreç arasında a.k ya neden hep hayalde kalıyor böyle şeyler,hadi olum,git ve dövüş diye kendini motive etmektir,sanırım.